Stuttgart

1709 0

Benim lisemin en güzel yanlarından bir tanesi almanca hazırlık okuduğum ve alman kültürünü kıyısından köşesinden hayatıma soktuğum için farklı bir perspektifimin olması. Hepimiz bir şekilde liseden sonra Almanya’da bir şekilde bulunmaya çabalıyoruz sanırım. Bu Erasmus, yüksek lisans, iş ve daha sonra orada yaşamaya kadar gidebiliyor. Ben de Erasmus sayesinde bu kervana katılanlar arasındayım.

2 aydan fazladır Hamburg’ta yaşıyorum. Tabi buraya gelme amaçlarımdan bir tanesi de gezmek. Bir gün oturmuş yine seyahat planları yapıp ucuz uçakları araştırıyorken liseden arkadaşım Kaan’a mesaj attım. ‘Ne zaman birşeyler yapıyoruz?’ O Stuttgart’da yüksek lisans yapıyor şuan ben de burada erasmus. Ben buraya gelmeden önce konuşmuştuk birbirimizi ziyaret ederiz diye. Tabi hemen cevap geldi ,haftasonu müsaitim hem de Stuttgart Frühlingfest’in son günleri atla gel kanka dedi. Ben de aldım bileti gidiverdim. Çok güzel bir haftasonu oldu. Almanyadaki tüm festleri kaçırdığımdan kahroluyordum. Şuan birisine gidebildiğim için benden mutlusu yok.

Gelelim Stuttgart’a ,dolu dolu 3 gün gezdik. Gezdiklerim arasında favorilerim Le Courbusier Müzesi, Kent Kütüphanesi ve Johanneskirsche oldu. Rotamızı şu şekilde belirledik:

1.gün

Jpeg
König Strasse’nin Hauptbahnhof’dan görünüşü

Königstrasse

Merkeze gelir gelmez Hauptbahnhof’taki kulenin tepesine çıktık. Burdan kenti algılamak sanırım en kolay yollardan bir tanesi. Hauptbahnhof tam ortada konumlandığı ve her yerden göründüğü için gezerken alınabilecek en iyi referans noktalarından bir tanesi. Kulenin tepesinden bakıldığında karşıma çıkan ana aks Königstrasse oldu. Burası sağlı sollu alışveriş yapılabilecek dükkanlarla dolu olan ve trafiğe kapalı ana cadde. Buradan bakar bakmaz dikkati ilk çeken şeylerden bir tanesi de çatı bahçeleri ve merkezdeki gridal yeni kent dokusu. Etrafa bakıldığında hep eski yapılar varken merkezde daha modern yapılar var. Aksın batı cephesinde de Rathaus, ana kilise ve kocaman bir meydan var. Klasik Alman kenti…

Wilhelma Zoologisch-Botanischer Garten

Jpeg
Wilhelma Botanik Bahçesi

Sanırım en son 4 ya da 5 yaşımdayken hayvanat bahçesine gitmiştim. Hayvanları görmek tabi ki çok eğlenceliydi ama tabi benim ilgim botanik bahçesinde yoğunlaşmıştı. Öyle çiçekten böcekten de çok anlamam tabii ama biraz plancı kafasıyla bakınca herşeyi daha farklı görmeye başlıyorum. Herşey o kadar özenle seçilmiş, dikilmiş ve planlanmıştı ki hayranlıktan ölecektim. İngiliz Bahçesi tarzı vardı birçok yerde. Hatta bir ara kendimi Game of Thrones’da Tyrell’lerin yaşadığı Yüksek Bahçe’de gibi hissettim.

.

.

Stuttgart City Library

Jpeg
Stuttgart Kent Kütüphanesi

Çok çok çok güzeldi. Daha binayı dışardan gördüğümüz zaman kesin içeri girmek için iyi bir para ödememiz gerekiyordur diye düşündüm. Ama hayır! Burası kent kütüphanesiydi. Minimalliğin dibine vurulmuş, kocaman bir arşivi ve çok rahat bir çalışma ortamı olan bembeyaz bir kütüphane. İstanbul’a da yapsak ya bundan bir tane.

Schlossplatz

Burası da hemen Königstrasse’nin yakınında olan hükümet binası, meydan ve eski sarayın olduğu bölge. Hep fotoğraflarda gördüğümüz kocaman bir yeşil alanın olduğu ve insanların kuş cıvıltıları arasında çimlere uzanıp kitap okuduğu, frizbi oynadığı, sohbet ettiği o eğlenceli mekan!


2.gün

İkinci gün ilk olarak Feuerseeplatz’ı ve oradaki Johanneskirsche’yi görmeye gittik. Ardından Le Courbusier müzesi, Stuttgart Üniversitesi ,Bärenschlössle ve FrühlingFest rotasını izledik. Yorucu ötesi bir gündü ama bir o kadar da güzelliklerle doluydu.

Jpeg
Johanneskirsche

Feuerseeplatz tam olarak masalsı bir yerdi. Maalesef o harika kilisenin içine giremedik ama doya doya dışarıdan izleme fırsatı bulduk. Le Courbusier müzesi’ne gitmek o kadar güzeldi ki önceden öğrendiğim şeyleri gözlerimle görme fırsatı buldum. Sanırım bunun için ayrı bir yazı yazmam gerekecek.

Stuttgart Üniversi’ne gittikten sonra rotamız, oraya çok yakın olan Bärenschlössle’idi. Burası harika, yemyeşil bir rekreasyon alanı. Wurst’larımızı ve biramızı alıp bu doğa harikasında dinlenip karnımızı doyurma fırsatı bulduk. Birkaç saat burada keyif yaptıktan sonra günün son hedefi olan Frühlingfest’e geçtik. Tamam bu festlere karşı hayal gücümü çok zorlamışım. Evet daha önceden görmediğim, bilmediğim bir şey yoktu. Ama tabii kocaman bir alan, harika enerjili insanlar, bir sürü harika oyun alanları, ve yiyecekler. Bir de çizgi filmlerde gördüğümüz geleneksel kıyafetli insanlar. Glühwein hala içemedim ama bu ortamda bulunmak muazzamdı.


3.Gün

ABluehendes_Barock_Standort_Ludwigsburgkşam otobüsüm olduğu için bugünü sadece Ludwigsburg’a giderek geçirdik. Favorite Park ve Bluehendes Barock Standort diye harika bir yere gittik. Yine farklı bir peyzaj krallığında olduğumu hissettim.

Ne yedik ne içtik

Valla burda hayatımda ilk defa Falafel yedim. Onun dışında biraz wurstlarla günümüzü geçirdik. Ev yapımı güzel biralar içtim. Tatlı olarak da buradaki vazgeçilmezim yine Kasekuchen oldu.

Jpeg
Frühling Fest menüsü

Stuttgart’a yolunuz düşerse bence siz de bu rotayı izleyebilirsiniz. 3 günlük (18 Euro) toplu taşıma kartıyla her yere ulaşmak mümkün! U Bahn ve S Bahn hatları biraz fazla ama çok karışık değil. Çok da büyük bir yer olmadığından yürüyerek de birçok yere erişim sağlanıyor. Tabi ben arkadaşım sayesinde hiç “ay şimdi hangi trene bineceğiz” telaşı yaşamadım. Siz turist infodan bir yol planı almayı unutmayın! Sevgiyle…

Bir cevap yazın