Geçen dönem Mahir Namur’dan “Sanat Yönetimi ve Proje Geliştirme” diye seçmeli bir ders almıştım. Hayata dair bambaşka bir perspektif kazandım bu dersle birlikte. Dersin içeriğini özetlemek istiyorum bu yazımda. Mahir Hoca’nın asıl amacı “Başarılı olmak için bilmemiz gerekenleri ve izlememiz gereken yöntemleri “ öğretmekti bu derste. Üzerinden aylar geçtikten sonraysa benim hatırladıklarım şu şekilde:
Vizyon belirlemek:
Başarılı olmak için tabi ki öncelikle yapmak istediğimiz şeyi bilmemiz gerekiyor. Kısaca vizyon belirlemek diyebiliriz bunun için. Vizyon küçük ya da büyük bir amaç olabilir. Önemli olan vizyonu belirlediğimiz zamandan onun gerçekleşeceği zamana kadar kurguladığımız yolda önümüze çıkan küçük hedefleri azim ile geçebilmek.
Ego aktifse zihin pasif:
Derste çokça ego üzerine konuştuk. Hayatım boyunca asla unutmayacağım cümle ise “ego aktifsa zihin pasiftir” oldu. Malumunuz ego haz odaklı bir şey. Haz ise genelde beyinin ilgi alanı olan bir öge değil. Birşeyi çok çok istemek ya da belki hiç istememek egomuzun yüksek olmasından kaynaklanıyor. Yani aşırı uçlardaki şeyler egoyu tetikliyor. Beynimizi işin içine soktuğumuzda karar verme ve düşünme mekanizmalarımız işin içine giriyor. Böylece ego pasifleşiyor. Biz de vizyonumuza ulaşmak için önümüzdeki hedefleri bir bir geçiyoruz.
Hayat= Acı + Haz
Hayatta acılar ve hazlar var. Karar vermek ise amacımıza ulaşmak için izleyeceğimiz yoldaki acıların bilincinde olup bu yola girmek ile oluyor. Eğer kişide ego yüksekse düşünmeden bir işe başlıyor ve tabi biraz zaman geçtikten sonra başarısız ve mutsuz olma ihtimali çok yüksek oluyor. Çünkü daha en baştayken önündeki acıları düşünmeden, tartmadan, bunlara katlanmak için kendisini şartlandırmadan bu yola giriyor. Bu da başarızlığın en büyük işaretlerinden bir tanesi.
Prosedür insan vs. Proses insan:
14 hafta boyunca başarıya ulaşmanın birçok yolunu birçok adımını konuştuk aslında şuan hepsini hatırlayamasam da. Ama beni en çok etkileyenlerden birtanesi de insanları proses ve prosedür olarak ikiye ayırıp incelememizdi. Prosedür insanların sol beyinlerini kullandıklarını proses insanlarınsa sağ beyinlerini kullandıklarını öğrendim. Prosedür olduğunuz zaman hayatınız hep bir düzen içinde olsun istiyorsunuz. Herşeyi mantıkla çözmeye çalışıp acı odaklı bir insana dönüşüyorsunuz. Sanırım ciddi, programlı, realist insanlar acı odaklı oldukları için çok fazla güldüklerini göremiyoruz. Sağ beyinlerini kullanan proses insanlar ise daha çok duygusal, hayalperest, istediği şeyi istediği zaman yapabilen dolayısıyle haz odaklı insanlar oluyorlar.
Bu özelliklere başarıya ulaşma açısından bakacak olursak sanki prosedür olan daha iyiymiş gibi görünse de aslında insanın iki özelliği de dengelemesi gerekiyor. Neticede hayat her zaman iyi-kötü, var-yok gibi dialektiklerden oluşuyor ve egoya göre aşırılar hep insana zarar verdiği için hep bu iki özelliğin ortasında olmak gerekiyor.
Yani prosedür iseniz kendinizi biraz prosesleştirmeye çalışmalısınız. Aynı durum prosesler için de geçerli. Ben maalesef ve maalesef ki aşırı prosedür bir insanım. Herşeyi yazar çizerim, mutlaka planlarım, bir gün “hadi bir yere gidelim” dediklerinde başka bir planım varsa diğerlerine uyum sağlamam gerçekten acı verir. Çünkü hep ne yapacağımı önceden bilmem gerekiyormuş gibi hissederim. Peki bu durumdan memnun muyum? Tabi ki hayır. Gerçekten bir yerden sonra psikopatlaşıyorsunuz ve hayatınız çok sıkıcı olmaya başlıyor. Sanki eğlenceli şeylerden kaçıyormuşum gibi hissediyorum bazen. Elbette her insanın bir yöne eğilimi var. Burada önemli olan kendimizi tanıyıp eğilimimizi birazcık öbür tarafa yöneltmeye çalışmak olmalı. Ben bunları öğrendiğimden beri kendimi değiştirmeye çalışıyorum ve gerçekten insanı daha iyi hissettiriyor.
Bu duruma bir de ilişkiler açısından bakmak lazım aslında. Karşınızdaki insan sizin gibi düşünmüyorsa yani siz prosedür o prosesse mesela, öncelikle bunu anlamak lazım. Çünkü birisi haz birisi acı odaklı olunca kesinlikle aynı frekansta olunmuyor. Bunun farkında olmak en azından karşıdaki kişinin nasıl düşündüğünü anlamamıza yardımcı oluyor. Bu farklılığı kabul etmediğimiz zaman karşıdaki kişinin de kendine göre haklı olabileceğini, onun tamamen farklı bir yerden baktığını anlayamıyoruz. Ben bunları öğrendikten sonra hayatta birçok yerde insanları farklı şekilde yargıladığımı düşünmüştüm, çünkü çoğu zaman kendi doğrularımla düşündüğümü farketmiştim. Ve bu dersten sonra çevremdeki insanları proses ve prosedür diye sınıflandırmaya başladım. Bence ilişkileri iyileştirmek için oldukça iyi bir başlangıç oldu.
Aslında bu konu hakkında yazacak daha çokça şeyim var. İnsanları analiz etmeyi öğrenmek bence çok keyifli bir olay. Belki bir daha ki yazımda da başarıya ulaşmak için bilmemiz gereken diğer şeyleri derleyip sizlerle paylaşabilirim. Ayrıca bu konu hakkında bilgisi olanlar, kitap önerileri, video önerileri vs varsa benimle kesinlikle paylaşsınlar. Aylar sonra bu kadar uzun bir yazı yazabildiğime göre oldukça ilgimi çeken bir konu olduğunu tekrardan anlamış oldum. Sağlıcakla kalınız.
Çağla