Frank Gehry ve Dancing House

2856 0

Dancing House

gehry4
Dancing House-Prag

Merhabalaar! Bugün uzun zamandır yazmayı planladığım Frank Gehry yazısını sonunda paylaşacağım. Birkaç hafta önce denk gelen ucuz bir bilet sayesinde kendimi bir anda Prag’ta buldum. Tabi ilk durağım “Fred and Ginger House” oldu. Bir başka deyişle Dans Eden Ev. Bu yapı 1992’de Frank Gehry ve Vlado Milunic tarafından savaşta harap olmuş eski bir yapı yerine yapıldı ve Fred Astaire ve Ginger Rogers adında dans eden iki partneri simgelediği için de ismi Fred and Ginger House olarak biliniyor. Gehry etkisiyle doğal olarak dekonstrüktiv tarzda inşa edilen Fred and Ginger House, Prag’ın Barok, Art Nouveau ve Gotik mimarisinin arasında oldukça dikkat çeken bir yapı olmasına neden oluyor. Bu tarzlar arasında dekonstaktiv bir yapının olmasının ne kadar doğru olduğu tartışılır, öyle ki yıllarca da tartışılmış. Frank Gehry’nin hangi eseri tartışmasız ki zaten. Bu kadar tartışmalara neden olan, dünyaca tanınan ve hala hayatta olan Frank Gehry’i hepimizin tanıması gerektiğini düşünerek Frank Gehry’nin mimari üslubundan ve eserlerinden bahsetmek istiyorum biraz.

Frank Gehry Kimdir?

1929 Kanada doğumlu mimar ve tasarımcıdır. Birçok mimari yapısının yanı sıra birçok alanda tasarım ürünleri de vardır. Dekonstrüktivizm denilen tarzın ve post mimari akımın önde gelenlerindendir. Görsel fikirleri kendi adını ve stilini taşıdığı için eserleri görüldüğünde Gehry’e ait olduğu hemen anlaşılır ve bu mimari tarzı “Gehryesque” şeklinde ifade edilir.

1954 yılında University of Southern California’dan mezun olduktan sonra Victor Gruen ile çalışmaya başlamıştır. Askeri görevinden sonra Harvard Graduate School of Design’da Kentsel Planlama eğitimi için kabul almıştır.Los Angeles’a döndüğünde kısa bir süre Pereira ve Luckman için çalıştıktan sonra 1960’a kadar tekrardan Gruen ile çalışmıştır.

1960da ailesiyle birlikte Paris’e taşınan Gehry burda Andre Remondet’in ofisinde çalıştı. Avrupa’da yaşadığı bu süreçte Le Corbusier’in ve Balthasar Neumann’ın eserlerini inceledi. 1962’de Los Angeles’a geri döndü ve kendi şirketini kurdu. Günümüzdeki çalışmaları halen bu şirketin imzası ile oluşmaktadır.

1980’de ABD’de inşa edilen Santa Monica Place isimli tasarımıyla 89’da Pritzker Mimarlık Ödülü’nü almıştır. En çok bilinen tasarımları arasında Dans Eden Ev-Prag, Gehry Tower-Hanover, Guggenheim Müzesi-Bilbao, Pritzker Pavyonu-Şikago, Sidney Teknoloji Üniversitesi-Sidney, Walt Disney Konser Salonu-Los Angeles ve DG Bank-Berlin yer alır. Son zamanlarda en çok tartışılan projeleri ise California’da Menlo Park’ta yapılacak olan Facebook’un merkez binası ve Paris’te inşa edilen Louis Vuitton Foundation’dır.

Dekonstrüktivizm Nedir?

Sidney Teknoloji Üniversitesi

Mimaride “dekonstrüksiyon” olarak bilinen dekonstrüktivizm, post modern mimarinin 1980lerin sonuna doğru görülmeye başlanmış bir oluşumudur. Bu üslupta yapıyı oluşturan mimari unsurların bütünlüğü parçalanır, yüzeylerle oynanır, yapıların köşeleri yamultulur. Akımda belirsizlik ve kargaşa hissi vardır.

Gehry yapıları kontrollü bir karmaşa ile farklılaştırır ve yapılarında karşıtlıkların diyalektiğine yer verir. Dışa vurumculuk, minimalizm, çağdaş sanat ve kübizim gibi etkiler Gehry’nin eserlerinde gözlemleyebildiğimiz tasarımlardır. Frank Gehry mimarisinin tasarım projelerine ünik yaklaşımı, yalnızca yapıların doğal konteks ve içeriklerini düşürmek dışında, her alanın kendi katmanlarının ve arkeolojilerinin göz önünde bulundurulmasından kaynaklanmaktadır. Belli bir mimari biçimlenmenin peşinde koşturmaktansa mimarisi özel problemler üzerinde uzmanlaşmıştır.

Gehry’e Eleştiriler

Mimari kimliğinden çok sanatçı kimliği öne çıkan bir mimardan bahsediyoruz. Yapılara dekonstrüvist yaklaşımı yapıların etrafındaki kent kimliği ile çatışabiliyor ve yapılarını insansılaştırması yapının bir sanat eserine dönüşmesine ve kimi zaman işlevselliğini yitirmesine neden oluyor, bunun sonucunda bazen bir oda şekli dolayısıyla kullanılamazken bazen de malzemelerden dolayı gün ışığı içeriye ulaşamayabiliyor ,bazen de tamamen işlevsiz noktalar ortaya çıkıyor.

gehry6
Guggenheim Müzesi-Bilboa

Birçok yazıda Gehry’nin Gehryesque tarzını çok defa tekrarladığı için eleştirildiğini okudum. Elbette Guggenheim Müzesi ile attığı imzadan sonra çıtayı çok yükseltti ve daha sonraki yapılarında işlevsellik ve sanat objesi ikilemini dengeleyememiş olabilir. Ama yarattığı bir tarz varken neden onu bırakıp da başka şeyler yapmasını bekliyorlar anlamlandırabilmiş değilim. Kaldı ki Guggenheim başarısının ardından birçok ülkeden teklif aldığını birçoğunu reddettiğini ancak bazılarında bir ruh yakalarsa o projeyi kabul ettiğini bir Ted konuşmasında kendisi anlatıyor. Müşterileri doğal olarak Gehryesque tarzında yapılar istiyorlar.

Başka bir eleştiri olarak da teknolojiyi çok iyi kullanması ve son zamanlarda eserlerin başarısının bundan kaynaklanmasından bahsedilebilir. Yine bir konuşmasında bu yapıların yapımını kolaylaştırmak için birkaç program yazdıklarını ve bu programlar sayesinde hem yapının yapımının kolaylaştığını hem de maddi açıdan oldukça tasaruf ettiklerini söylüyor. Yaşına rağmen teknolojiyle kurduğu ilişki ve hala birşeyler ürütme çabası bence gerçekten takdir edilesi davranışlar. Ayrıca sonucu ne olursa olsun yaratıcılığından taviz vermeyişi de başarılı olmasının bir nedeni.

Bence kentsel dokuya aykırı bu yapıların tarihi, özgün kent dokusu olan yerlerde yapılması hoş bir durum değilken uygun yer seçimleriyle bu tarzın devamlılığının sağlanması gerekiyor. Dünyada yapılan her bina işlevsel olmak zorunda değil, tamamen sanat odaklı yapıların da olması bölgeye başka bir anlam yüklüyor ama gidip de bir okul yaparsanız o yapının güneş almasına da içindeki odaların kullanılabilir olmasına da dikkat etmelisiniz.

Daha yazılacak birçok şey varken bu yazıyı burada sonlandırmak istiyorum. Eleştirel olarak incelendiğinde çok uzun tartışmaların meydana geleceğine eminim. Frank Gehry’e Giriş 101 olarak düşünürsek bence genel olarak bilgilendirici bir yazı oldu. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, takipte kalın!

 

Bir cevap yazın