Mini Avrupa Seyahati
Erasmus’ta üç ayın ardından Avrupa’da ilk turumu sonunda gerçekleştirdim. Haziranda sıcak olur dedik hem de tatil günlerimiz denk geldiği için bu iki haftayı seçtik erkek arkadaşımla. Ama kuzey avrupa tabi, havası belli olur mu hiç! Bir üşüttü, bir terletti. Ama çok güzeldi. Güzel olduğu kadar da yorucuydu. Ama eğlendik, yeni şeyler deneyimledik , çokça güldük ve eğlendik ve sanırım Kuzey Avrupa’ya bir süreliğine doyduk. Gezi rotamız Amsterdam, Brüksel, Berlin, Hamburg ve Madrid şeklindeydi. Soğuktan sıcağa yaklaştık yani.
Amsterdam
İlk durak Amsterdam’dı. Evet, tamamen turistik bir şehir statüsüne ulaşmış. Her yer turist, kalabalık… Yağmur da olsa çamur da olsa insanlar bisikletleriyle sokaklarda. Herbir yandan bisikletler fırlıyor. Yağmura çok fazla denk gelmedik ama ara sıra oldukça soğuk oldu. 3 günümüzü de Macbike’dan kiraladığımız bisikletlerimizle geçirdik. Normalde tüm gün bisiklet sürdüğümde canım çıkar ama burda yollar dümdüz olduğu için alnımın akıyla sürdüm bisikletimi. Hem de herkes sürüyor yani ben mi beceremeyecekmişim. Bisikleti bırakırken de nasıl üzüldüm hemen alışıvermişim bisikletime, Amsterdamlı kültürüne. Turistik bir şehir olduğu için Amsterdam’ın beni çok fazla etkileyeceğini düşünmemiştim başta. Hatta otobüsten inip şehir merkezine yürürken evlerin ve sokakların Hamburg’a benzerliği kuzeyin alıştığım etkisini tekrardan yaşatmıştı. Ama merkeze gittiğimde hava birden bire değişti. Fotoğraflarda gördüğümüz iç içe geçmiş kanallar ve tarihi kent dokusunu canlı canlı görünce kocaman bir gülümseme oluşuverdi yüzümde. 3 gün heryerini gezdik ama heryer o kadar çok benziyordu ki birbirine ben yolları bir türlü öğrenemedim.
Artık tüm fotoğraflarda gördüğümüz evleriyle, Rickmuseum’un önündeki “iamsterdam” harfleri klişesiyle, coffeshoplarıyla, smartshoplarıyla, kocaman Gauda peynirleri satan dükkanlarıyla ve Red Light District’i ile kesinlikle herkesin mutlaka görmesi gereken bir yer. Tüm turist kaosuna rağmen bir daha gider miyim, evet giderim! Ama yine de içimi acıtır pahalılığı.

Brüksel
İkinci durak otobüsle Brüksel’di. Biraz hayal kırıklığı oldu açıkçası. Zaten bir buçuk güncük vaktimiz vardı onun da bir gününde deli gibi yağmur yağdı. Sırılsıklam olduğumuz ve üşüdüğümüz için çok keyif alamadık ilk gün. Gezdiğimiz yerlerden de bir şey anlamadık. Müzeler de o gün kapalı olduğundan hep dışarda olmak zorundaydık. Bir de Belçika waffle’ı diye ölüp bitersiniz ama Amsterdam’da yediklerimiz daha güzeldi. Geziye biraz kötü başlasak da güzel şeyler kattı bize, üç farklı türde müze gezmiş olduk. Müzik enstrümanları müzesi bir harikaydı. Yüzlerce farklı enstürman sergileniyordu ve kulaklık yardımıyla neredeyse hepsini dinleyebilme fırsatı bulabildik. Brüksel’de beni en çok mutlu eden şey ise Horta’nın mimari tarzıyla tanışmak ve Art Nouveau mimarisini canlı canlı görebilmek oldu.

Berlin
Brüksel ardından uçakla Berlin’e geçtik. Yıllardır Berlin’e gidebilmek için çabalıyordum. Sonunda başarmıştım. Filmlerde çokça izlediğim hakkında çokça okuduğum şehir. Maalesef sadece 1 günümüzü orada geçirdik. Yani benim için Berlin’le tanışma faslı oldu bu gidişim. Daha önce hakkında okuduklarımı, izlediklerimi canlı canlı görmüş oldum kent dokusunda. Ama bazı yerler beklediğim gibi değildi. Hayal gücüm Berlin’i senelerdir ilahileştirdiği için bazı yerleri pek tatmin etmedi sanırım, müzeler adasını da daha gezemedim. Ama yine de tekrar tekrar gideceğim. Hamburg’la arası 3 saat ne de olsa.
Hamburg
3 şehrin ardından dinlenmek için Hamburg’a geçtik. Hamburg’da da gezdik tabii ama koşuşturmacalı geçmedi. Kahvaltımızı koşuşturmaca olmadan yaptık. Öğleden sonra da gezmeye çıktık. Hamburg zaten benim şehrim. Soğuk da olsa birçok yönden seviyorum . Düzeni kendine has, ideal bir şehirde olması gereken herşey var. Diğerleriyle karşılaştırdığımda birçok açıdan yine Hamburg’u tercih ederim sanırım.
Madrid
Hamburg’da dinlendikten sonra son durak Madrid’idi. İspanya’ya aşık oldum. O kadar sıcak geldi ki, mental olarak da fiziksel olarak da. Her yer cıvıl cıvıl, her yer insan. Siestası, tapası, sangriası, sarayları, mimarisi. Baya mutluluktan ölecektim .Hangi sokağa girseniz bir yerlerden akordeon çalan abiler fırlıyor ve tabi beni mest etmeye yetiyor bu durum. Tapaslar ciddi lezzetliydi. Sangria deseniz tam benlik. Artık evde yapacağım sanırım o kadar sevdim yani. Kuzey Avrupa soğuğunun ardından cidden iliğim kemiğim ruhum ısındı. Bir daha kesinlikle gidilecekler listesine de eklendi. Madrid için 3 gün keslinlikle yetersiz.
16 günlük bu harika deneyimin ardından Hamburg’a döndüm. Şimdi önümde teslimler ve sınavlarla dolu 4 hafta var ardından tekrardan yollara düşeceğim. Bu yazım da bu seyahati kısaca bir değerlendirmek içindi. Her şehrin ayrıntılı yazısı yakında gelecek.
Şimdi Hamburg’ta bu yazıyı yazarken de delice yağmur yağıyor penceremde. Ah Madrid şimdiden özledim seni! En yakın zamanda tekrardan görüşmek dileğiyle.

