Tasarım şehri Kopenhag’dan iki farklı kamusal alan deneyimimi paylaşacağım bu yazıda. Birincisi kent merkezindeki bir meydana bambaşka bir perspektif katan Hauser Plads, ikincisi ise kent merkezinden 4 km uzaklıkta olan ve çok kültürlü bir mahallenin kimliğiyle şekillenmiş Superkilen Park.
Hauser Plads
Hauser Plads Kopenhag’ın bizlere sunduğu harika kamusal meydanlardan bir tanesi. Daha çok Kultorvet olarak bilinen Hauser Plads, 2011’den beri alışılagelmişin dışında bir çocuk oyun alanı olarak karşımıza çıkıyor. Danimarkalı bir mimari ofis olan Polyform’un tasarladığı bu fütüristik oyun alanı mini yeşil tepelerden oluşuyor ve kent merkezinde çocuklara güvenli bir oyun alanı sunuyor. Farklı malzemeler kullanılarak oluşturulan bu alanın Kopenhag’ın minimal tasarım anlayışıyla karşımıza nasıl estetik rekreasyon alanları çıkardığını bir kez daha görüyoruz.
Superkilen Park
Kopenhag’da bambaşka bir kamusal deneyim sunan bir diğer park ise Superkilen. 2012 yılına yapılan ve yaklaşık 800 metre uzunluğundaki park bu çevrede yaşayan 60 farklı milletten insana ait farklı nesnelerin kullanımı ile çok kültürlü bir mekan oluşumunu sağlıyor. Bir çeşit sürrealist koleksiyondan oluşan bu parkın amacı bu mahallede oluşan çok kültürlü yaşamı ifade etmek. Alanda kullanılan sokak mobilyaları ifade ettiği kültüre ait olan şehirde olduğu gibi karşımıza çıkıyor.
Kavramsal şekilde bakacak olursak Superkilen’da 3 ana bölge olduğunu ve bu bölgelerin yeşil, siyah ve kırmızı ile ifade edildiğini görüyoruz. Farklı yüzey ve renkler ise çevrede dikkat çekici bir etki oluşturuyor.
Kırmızı alan ile cafede oturma, müzik dinleme, spor yapma gibi modern kentsel yaşam aktiviteleri tanımlanırken siyah meydanda banklarla ve havuzla daha klasik bir ifade şekli gözlemleniyor. Yeşil kısmın ise daha çok piknik, yürüyüş gibi aktiviteler için kullanılan bir koridor şeklinde oluşturulduğu görülüyor.
Parkı dışardan bir göz olarak değerlendirdiğimde siyah alanın beni daha çok etkilediğini söyleyebilirim. Oluşturulan tepeler ile çizgilerin kombinasyonu ister istemez alanda bir çekicilik yaratıyor ve insanda etrafı inceleme isteği uyandırıyor. Kırmızı alanda ise renklerde zamanla oluşan solukluk ortamın enerjisinin düştüğü izlenimi veriyordu, bu durum kullanılan nesnelerin de birbirinden kopuk görünmesine neden oluyordu. Yeşil alanda normal bir park formuna rastlarken arada enteresan kent mobilyalarına rastlamak mümkündü. Mobilyaların farklı formları ve beyaz renkte olmaları yeşille harika bir uyum yakalamıştı.